Güzel yaşama rehberi
Popüler Gusto > Elif ile Elmas
04/07/2012

Elif Şafak’ı Mahrem ile tanıdım. Bit Palas ile bağlandım. Araya Pinhan’ı sokmaya çalıştıysam da okuyamadan elimden bıraktım. Baba ve Piç’i çok orijinal bulmadım.  Siyah Süt’ü aman okuma hamilelikten soğursun demelerine rağmen çok sevdim. Çünkü yeni bir annenin samimiyetine inandım. Aşk’taki 40 kurala hak verdim. Kitabının sayfalarına kıyamayanlardan olduğum için beğendiğim satırların altını çiziktiremedim de aldığım notları defterlerime döşedim.

Şafak’ın inançları, politik görüşü, akademik kariyeri, kitaplarını tanıtım stratejileri, reklamlarda oynaması hatta evliliği bile eleştiriliyor. En son Şemspare’nin kapağının çalıntı olmasıyla suçlandı. Aslında kopyaladığı söylenen resmi Mart ayında kendi Facebook ve Twitter sayfasında takipçileriyle paylaşmıştı.

Şafak’ın kitap kapaklarıyla ilgili yaşadığı ilk polemik bu değil. İskender’in kapağının da "Genius Within: The Inner Life of Gleen Gould' belgeselinin afişine benzerliği tartışılmış, bu iddiayı da ilk Oray Eğin ortaya atmıştı. Günümüz internet çağında aşır, yapıştır zihniyetiyle tasarım yapıldığına inanmak istemiyorum! Hem de Alametifarika gibi bir ajansın. Aklın yolu birdir diyerek, iyi niyetli düşünmeye çalışıyorum.

Kitaplara geri dönersem... Geçen hafta tam da yeni kitabı Şemspare raflarda yerini almışken İskender’i daha okumadığımı fark ettim.  Tatilden istifade ederek, plajda hiçbir şeyin dikkatimi bölmesine izin vermeden iki günde bitirdim. Hızlı okuduğumdan değil, roman okurken ara vermeyi hiç sevmeyişimden. Elif Şafak da yazarken aynı hisleri beslermiş meğer. “Roman öyle bir şey ki kesersem o akışı, mesela bir gün yazmazsam bir hafta toparlayamam. Küsüyor” diyor. Konu bilindik.  Dili sürükleyici. Kurgusu ve karakterler etkileyici. Sadece başkahraman İskender değil, birinin kalbi sağda diğerininki solda atan ikiz kardeşler Pembe Kader ve Cemile Yeter de... Henüz okumamış olanları da düşünerek fazla detaya girmiyorum. Ancak sizinle paylaşmak istediğim bir bölüm var. Elmaslarla ilgili. O kadar kuyumcuyla tanıştım onların dilini bu kadar iyi konuşanına rastlamadım diyebilirim.

 “Alnı gaz lambasının ışığında parıldarken, bir kutu çıkardı. Ufak, beyzi, sedef bir kutu. İçinde bir taş vardı. Paha biçilmez bir taş. Fındıktan irice bir elmastı bu, kehribar renkli. Parmaklarının arasında tutup inceledi. Bu kadar özel bir taşa sahip olmak için birbirini boğazlayacak insanlar vardı. Aptallar! Kimse bir elmasın sahibi olamazdı ki; insan onun koruyucusu olurdu ancak. Her yeni “efendi”; elmasın seyahatindeki bir moladan başka bir şey değildi. Cemile bunu anlamış ve kabullenmişti. Elmas bugün ondaydı ama yarın başka birinde olabilirdi pekala. Hazır şimdi elindeyken, karışımlarını mükemmelleştirmek için kullanıyordu onu. Kimi taşlar bir sıcaklık yayardı; bir merhemin içinde durduklarında ona ruhlarını verir, malzemelerin harmanlanmasına yardım ederdi. Bu amaçla bulundurduğu mücevherler vardı ama elmas en iyisiydi.

Ta Nuh Nebi’den beri Mezopotamya yerlileri Tanrıların Gözyaşları derdi elmaslara. Onların gökteki yıldızlardan dökülen tozlardan veya fırtınalı gecelerde yıldırımlardan kopan kıymıklardan yapıldığına inanırlardı. Ne hayal gücü! İnsanlar anlayamadıkları bir cisimle karşılaştıklarında başlıyorlardı uydurmaya.

Elmasla kıyaslandığında, yaz yağmurundan bile kısaydı insan ömrü. Seksen yaşında bir insan dirençsiz ve ihtiyarken, seksen yaşında bir elmas henüz bebek sayılırdı.

Elmas hırsı söz konusu oldu mu ne fakir ile zengin arasında bir fark kalıyor, ne tamahkârlığın sonu geliyordu. Hiç elması olmayan biri muhakkak bir tane edinmek, elması olansa daha fazlasına erişmek istiyordu. Namussuzluk, açgözlülük ve zalimlik, genç yaşında bunların hepsini görmüştü bu elmas. Tüccarlar, gezginler, denizciler, askerler ve casuslar onu elde edebilmek uğruna ne ihanetler etmişlerdi birbirlerine. Onun girdiği hanelerde hizmetçiler hanımlarına hürmetle hizmet etmiş, hanımlar kocalarını çıkarcılıkla sevmiş ve kocalar kendilerini daha bir muktedir hissetmişlerdi. Muğlaklıklar netleşmiş, kur yapmalar evlilikle son bulmuş, dostlar düşmanlara, düşmanlar yandaşlara dönüşmüştü. Saf kardan yansıyan güneş ışığı gibi, kehribar elmas da çevresindeki her şeyi daha parlak ve net kılmış ama kendi karanlığını da beraberinde getirmişti..."


Etiketler: Elif Şafak İskender,Cemile Yeter,Pembe Kader,elmas

Bu yazı için 3 yorum var

Yorum yazmak için tıklayınız.


nazife şöyle der:
25/07/2012
Elif Şafağı seviyoruzzz....yazı da çok sade ve şık olmuş Banuş, eline sağlık :)
denız şöyle der:
19/03/2013
tesekkur ederız paylasımınız ıcın ..elif safağı severim sevdiğim satırları ararken nihayet buldum sizde aynı ayrıntıya takılmıssınız güzel bir ayrıntı
Gustology şöyle der:
20/03/2013
Çok teşekkürler..
Gustology Nedir
Gustology Nedir Gusto, zevk alma, stil ve haz anlamına gelir. Gustology ise yüksek zevke fakat sınırlı vakte sahip okuyucusunu stil sahibi ürünler ve zevk veren adresler hakkında bilgilendirir.  
Yazarı Kimdir?
Banu Kitiş Dağıstan
Gusto video
Arşiv
Gustology